inicio mail me! sindicaci;ón

BACADA SIKIÞAN BALON(Prof.Dr.Yusuf Gemici)



Babalar gününden bir gün önce yollamýþ sevgili Yusuf Gemici hocam.Ama hocamýn yazýsýna ancak bugün kavuþabildim, çünkü iletisini bugün açabildim… Ýster Yusuf Gemici hocam gibi profesör olun, ister sýradan bir okur veya hiç mektep/medrese görmemiþ olun; dünyada herkesin bir hikâyesi vardýr.Birden çok hikâyesi vardýr demek de yanlýþ olmaz. Ve herkesin içinde büyümemesi için saklanmýþ bir çocukluðu, çocuk yaný vardýr. Onun doðallýðýný,saflýðýný, þeffaflýðýný hangimiz aramýyoruz ki… Paylaþtýðýmýz yoksulluðun da kendi içinde bir tutarlýlýðý, bir adaleti vardý.Þans, þansýzlýk, kader, kýsmet gerçekten rastlantýsallýkla izah edildiðinde kolay anlaþýlýrdý, isyana yol açmaz, altýnda bir kasýt, bir hinlik var mý diye kuþkunun karanlýk kuru kuyusunda boþuna kulaç atýlmazdý. Kuþku… Þimdi kuþku olmayýnca yol alamýyor, yol deðiþtiremiyor,hýzýný kesemiyor, gaza basamýyor, geri dönemiyor, duramýyor, araþtýramýyor, daha güzelini, daha çirkinden ayýramýyor insan. Kuþkuculardan kuþkulanmamalý… Bahattin Aslan *** BACADA SIKIÞAN BALON Evet, evet!… Anýmsadýðým ilk olay o…”Bacada sýkýþan balon.” Perþembe günleri bizim Beþikdüzü’nün pazarýdýr. O gün annelerimiz, sepeti sýrtlarýna alýp, pazara giderler. Bizler de helva ve lavaþ isteriz. Oyuncaklar da isteriz; ama onlarý almayacaklarýný biliriz; ama biz yine de isteriz. Ama helva ve lavaþ garanti… Dört gözle de pazardan, biz köylü olduðumuz için çarþý deriz, dönmelerini bekleriz. Sýrtlarýnda sepetleri, kan ter içersinde, uzaktan göründüklerinde, heyecanla koþarýz. El ele eve kadar yürürüz. Tabii, durmadan da sorarak; “aldýnýz mý” ? Eve girip de sepet sýrttan indirilince, heyecanla karýþtýrmaya baþlarýz…En üstte lavaþ ve helva vardýr. Biz yine de karýþtýrmaya devam ederiz; belki oyuncak vardýr umuduyla. Aslýnda olmadýðýný biliriz, biliriz de, umutlarýmýz tükenmesin isteriz. Sonra da, lavaþýn arasýna helvayý sararak yeriz. Keyifle ve mutlu (!) olarak… O hafta haber verdiler; “babaannen sana uçan balon almýþ, koþ !” Hemen fýrladým. Amcamlara gittiðimde, kuzenlerimin ellerinde balonlar vardý; “benimki” diye sordum. Babaannem bacayý gösterdi. Bizim oralarda, þömine benzeri, bacalý evler vardýr. Benim balon uçmuþ ve bacaya sýkýþmýþ. Hemen dama fýrladým… Delik balondan küçüktü; çýkarmak için çok uðraþtým…Beceremedim ve balon patladý. Ýndiðimde babaannem; “ipinin ucuna bir taþ baðlasaydýn ya” dedi. Evet her þey tam anlattýðým gibi oldu. Babaannem fikrini balon patladýktan sonra söylemiþti…Belki bilerek yapmamýþtý, ama balon patlamýþtý iþte… Ýlk kez köyümün 4-5 km batýsýna, üniversite sýnavýný kazanýnca geçtim. Ankara’da, bilet almak için bir firmaya gittiðimiz de; bize “yer yok” dediler. Ayrýlýyorduk ki, þýk giyimli bir bayan geldi ve ayný saate bilet sordu; hemen buyur dediler. Babama baktým; Mahmut Kaptan’a. Gözleri donuklaþtý bir an. Çok güzel gözleri vardý babamýn. Kýyafetimiz biraz bozuktu; elimiz yüzümüz de “çamurlu”. Bilet satan kiþi bunu belki bilerek yapmadý; ama ben o duyguyu yaþadým. Týpký þu an geçirmekte olduðum “panik atak” gibi. Diþlerim, yumruklarým sýkýldý; tüm vücudum bir yay gibi gerildi; iþte o an gözlerim týpký bir ok gibi yerinden fýrladý… Cuma akþamý, 20. 15 uçaðý ile Ankara’dan dönüyordum. Kabin görevlisi arkadaþ ne alacaðýmý sordu; sadece su istedim. Karþýlýðýnda da þiir kitabýmý imzalayarak verdim. Nereden, nereye…Ama benim gözlerim fýrlamýþtý; yüreðim deðil…O, hala yerinde ve gayet de saðlam. Bunlarý neden mi yazdým. Bilmem…Öðretim üyesi olarak bir iþim de yazmak. Belki de geçenlerde Ýstanbul’da çýkan öðrenci olaylarýný yorumlayan bazý arkadaþlar aklýma geldi. “Köy kültüründen, feodal düzenden, devlet üniversitelerinde okuyan öðrencilerinin büyük çoðunluðunun “köylü”, ya da daha kibarca “kýrsal kesimden” olduklarýndan, ellerindeki odunlarla o kültürü kentlere taþýdýklarýndan” filan bahsettiler ve benzer durumun 78’liler de görüldüðünü söylediler. Doðrudur, ya da yanlýþ; bilemem…Olaylar çok karmaþýk olsa da, nedenlerin hep basit olduðuna inanýrým. Ama her zaman öyle deðil galiba. Tez, anti tez, sentez…Evrensel düþünce sistemi bu ! Kim bilir, belki de bir tek ben sentez olamadým. Öðrencilerim iyi bir insan olduðumu söylüyorlar. O kadar da deðil; yani Hz. Yusuf deðilim, Yusuf Gemici’yim…Ama öðrencilerimiz çok iyi. Ve asla kavga etmeyeceklerini biliyorum. Panik ataðýma gelince, endiþelenme; bilim yapmak, aslýnda, endiþe duymaktýr. Bir iþim de endiþe duymak. Bilim evrensel olsa da, bilimci ulusaldýr ve önce kendi ülkesi için endiþe duyar. Sadece biraz dertleþmek istedim, kusura bakma. Amacým insanlarý endiþelendirmek de deðil. Bu ülke batmaz, “endiþeye mahal yok!” Gençliðimizde sýk duyardýk, ve güzeldi; gerçekten…Birilerinin size “endiþelenme” demesinden daha güzel ne olabilir ki. Yusuf Gemici