inicio mail me! sindicaci;ón

[radikalogretmen] Kamber Ateç nasılsın?



Sahiden güzel akıl etmişsin; Kemal Özer’in de bnu öyküden yola çıkarak yazdığı çok güzel bir şiiri var. Bir de şimdi adı aklıma gelmiyor ama, “Dağ Dili” adlı kısa bir oyun metni anımsıyorum. Anadili günü kutlu olsun. Dostluk duygusuyla,

21.02.2008 tarihinde ergun. yazmış: > > *Bugün 21 Şubat, “Ana Dil” günü. Her 21 Şubat’ta aşağıdaki öyküyü, içim > burkularak da olsa, bir solukta ve zevkle okurum. Umarım sizlerde > beğenirsiniz. sevgiyle kalın. ergün.* > **** > > *Kamber Ateş nasılsın? > > Kamber, 12 Eylül gelince kendini sıkıyönetim mahkemelerinin > karşısında bulmuş, Mamak Askeri Cezaevi’nde davanın Askeri Yargıtay” daki > sonucunu bekleyerek tutukluluk günlerini geçiriyordu. > Tecrit günlerinden birinde Kamber’e bir mektup geldi. Mektupta > deniliyordu ki: > > “(…) Önümüzdeki görüşte annen ziyaretine gelecek. Annen sen içeri > düştüğün günden beri; “N’olur, beni oğluma götürün. Dünya gözüyle > oğlumu son bir kez daha göreyim…” diyerek başımızın etini yiyordu. > Kısmet bu görüşeymiş, getiriyoruz…” > > Kamber mektubu okudu. Avurtları çökmüş, yüzüne bir hüzün bulutu > kondu. Yanındaki arkadaşına: > > “Annem ziyaretime gelecekmiş…” dedi. > > Görüşe daha dört gün vardı. > > Kamber dört gün önceden mahpus deyimiyle ” görüş komasına” girdi. Hep > ondan bahsediyor, Türkçe bilmediğinden dem vuruyor, “Allah vere de annem > bunca yıl içerisinde konuşacak kadar bir şey öğrenmiş olsa…” diyordu. > * > *Annesi köyde doğup büyümüş, evlenmiş, yaşamı boyunca, zaman zaman > babasının peşinde İmranlı’ya “pazar için” inmenin dışında, tek bir kez büyük > şehre inmemiş, köyünü dünyası bellemişti. Köyünün dili > neyse, doğaldı ki onunki de o olacaktı… > > Ama Mamak görüşlerinde, yavaş sesle konuşmak, el, kol, yüz > hareketleriyle işaretleşmek ve Türkçe’den başka bir dille konuşmak > kesinlikle yasaktı. Yasak herhangı bir biçimde ihlal edildiği anda > görüş kabininin her iki tarafında, giriş kapılarının önünde alıcı kuş > gibi bekleyen görevli askerler, talimatlara uyulmadığını belirterek, > hemen “görüş bitti” diyorlar, tutuklu apar topar, görüşçüsünün > gözleri önünde tartaklanarak alınıp götürülüyordu. Aynı muamele > görüşçüye de yapılarak kapı dışarı ediliyordu. > > O uzun, upuzun gelen dört gece akıp gitti ve görüş günü geldi. > Kaldığı B Blok’ta sıcak su olmadığı için, sabahın erken saatlerinde > buz gibi suyla banyosunu yaptı. Traşını oldu. .Sıfır numaraya > vurulmuş saçlarına zulasındaki esanstan birkaç damla sürdü. En temiz > elbiselerini giydi. Görüşe hazır hale geldikten sonra birkaç lokma > birşeyler atıştınp, tecrit hücresınin üç buçuk adımlık volta yerine > çıktı. O artık durup dinlenmeksizin üç buçuk adımda bir U dönüşü > yapan düşünceli bir yürüyüştü… > > Hoparlörden beşinci kez isimler anons edildiği anda kendi ismini > duydu. Göz bebeklerine yerleşen sevinç ışıltılılarıyla, gardiyanın > açtığı hücre kapısından uçar adımlarla çıkıp annesine koştu… > Kamber yüzündeki özlem yangınıyla görüş kabinine girdi ve karşısında > annesini ve kardeşini buldu, > > Anne, önündeki tel örgüleri adeta tırmalar gibi ileri atıldı, çığlığı > andıran bir sesle: “Kamber Ateş nasılsın!…” dedi. > > “iyiyim, canım annem, iyiyim…” > > Kadın silme sevgi kesilen gözlerinden boşalan yaşlarla oğluna > okşarcasına baktı, baktı “Kamber Ateş nasılsın!…” dedi. > > “iyiyim, çok iyiyim, siz nasılsınız…” > > Kadın sustu, başını önüne eğdi, bekledi. Sonra birden taa oğlunun > gözlerinin içine bakarak sordu “Kamber Ateş nasılsın!…” > > ” ?! ” > Kamber annesinin Türkçe’yi öğrenemediğini anladı. Kardeşi yol boyunca > annesine sadece bu üç sözcüğü öğretebilmişti. O da hep aynı cümleyi > tekrarlayıp duruyordu, özlemin söze gerek duyduğu bu en yakıcı anda, > ana-oğul birbirlerine seslenemiyorlardı, Aralarında “Türkçe konuşacaksın!” > emir kipli bir duvar, bir set çekilmişti… > > Birbirlerine bakışıp duruyorlar ve anne biraz zaman geçince yeniden: > > “Kamber Ateş nasılsın?” diyordu. > > Oğlunun gözlerinden yanaklarına doğru, zaptedilmek istenen ama > becerilemeyen, iki damla yaşın süzüldüğünü gördü anne… > Anne gözlerine en şefkatli duruşu, sesine en yumuşak tonuyla : > “KamberAteş nasılsın!…” diyecekti. > > Bunun anlamı: “Oğlum, sağlığın yerinde mi, bir derdin sıkıntın var > mı, karnın doyuyor mu, sırtın pek mi, herhangi bir şey istiyor musun, > çamaşır göndereyim mi, kışlık çorap öreyim mi?…” demekti. > Yanıtı oğlunun gözlerinden alacak: > “Demek iç çamaşırı ve yün çorap istiyorsun, hay hay canım oğlum.” > Diyecekti içinden.. > > Anne çınar yüzüne dededen atadan kalma kuşkulu ifadeyi takınacak, > gizemli bir tavra bürünecek, merak dolu gözlerle oğlunun ve > kendisinin başucunda copla bekleyen askerlere bakacak, titrek bir > sesle: > > “Kamber Ateş nasılsın!…” > > Bunun anlamı:” Burada zulüm çokmuş oğlum, dışarıda hep duyuyoruz, doğru > mu? ” demekti. Yanıtı yine oğlunun gözlerinden alacaktı. > > “Görüş bitti!” anlamına gelen düdüğün tiz sesi duyuldu. > > Anne, “Hoşçakal canım yavrum…” anlamına gelecek şekilde, sayısız > kez kullandığı o tek cümleyi, el sallarken bir kez daha > yineledi: “Kamber ateş nasılsın!…” > > Ve gittiler… > > Görüş sonrası Kamber bir sevinç seli gibi düştü hücresine. > Arkadaşı: > “Gelen annen miydi?” diye sordu. > “Evet” anlamında başını salladı.Arkadaşı endişe dolu bir ifadeyle: > “Herhangı bir aksilik çıkmadan görüşebildiniz mi?” dedi. > “Hem de nasıl!…” > Arkadaşı sevinçle kolunu tutu ve sordu: > ” Neler konuştunuz?…” > > Kamber annesinin şakıyan gözlerini anımsadı, ışıltılı gözlerle > arkadaşına baktı. Yanıt vermedi ama arkadaşı anladı, şaşkınlık dolu > bir yüz ifadesiyle kendi kendine mınldandı: “Kamber’in gözleri > konuşuyor!…” > > “Evet, neler konuştunuz?” sorusuna, Kamber’in gözleri: > > “Neleer, neleer!…”diyordu… > * > *Kamber Ateş-Ruşen Sümbüloğlu* > > Not: Öykü Belge yayınlarından çıkan, İHD Diyarbakır Şb. tarafından > derlenen, “Kamber Ateş Nasılsın-Hapishanelerden Öyküler” isimli kitaptan > kısaltılarak paylaşıma sunulmuştur. Bu öykünün tamamını ve diğer güzel > öyküleri okumak isteyen arkadaşlar bu kitabı edinerek okuyabilirler. > sevgiyle kalın.ergün > > > >